28 Ocak 2009 Çarşamba

i shot andy warhol - 1996



tabii ki ingilizce..

http://rapidshare.com/files/36906963/I_Shot_Andy_Warhol.part1.rar
http://rapidshare.com/files/36908279/I_Shot_Andy_Warhol.part2.rar
http://rapidshare.com/files/36909539/I_Shot_Andy_Warhol.part3.rar
http://rapidshare.com/files/36910651/I_Shot_Andy_Warhol.part4.rar
http://rapidshare.com/files/36911800/I_Shot_Andy_Warhol.part5.rar
http://rapidshare.com/files/36913155/I_Shot_Andy_Warhol.part6.rar
http://rapidshare.com/files/36914483/I_Shot_Andy_Warhol.part7.rar

Zen - Derdimi Anla / Video

video

http://rapidshare.de/files/44087140/zen-derdimi_anla.rar.html

2/5 BZ-Oriental Peel Session II


1992’de serhat köksal'ın atmosfer topluluğundan ayrılmasıyla kuruldu.

80’lerin başına kadar uzanan, müzik dışı faaliyetleri oldu. bunların ilki olarak, 1982’de “ping-pong oynayan adamlar ve süper çöpman ajda pekkan”da adlı defter çizgi film gösterilebilir.

90’ların başlarında dönemin müziklerinden farklı olarak, gerek teyp ve elektronik örnekleme, gerek “orkestralı atma” şeklinde icra ettikleri, türkiye’deki doğu’daki, evdeki, karayeldeki... sevdikleri sesleri ve cereyanları hoşlandıkları şekilde birleştirmeyi deneyen çalışmaları ile tanındı.

eski türk filmlerinden alınan ses ve müzikler ise teyp-sampling olarak ilk kez 2/5 bz’nin çalışmalarında kullanılmıştır. batı müzik sahnesinin önemli müzisyenlerinden tim hodgkinson’la birlikte istanbul’da denemesiz konserler gerçekleştirdi.

el yapımı paketleme ile hazırladıkları albümler; “yaşasın artık 2/5 bz var” (1992), “sizden hesap soracağız” (1993), “opua dişın-düzenin yedi ceddine” (1994), “n” (1995), “heeeeeyt” (1997), "battal ebru" (2000).

yer aldıkları toplama albümler; “telaşa mahal yok” (1995) “tribute to disco” (1997-fransa’da yayınlandı) “sound of the world: turkey” (1997-fransa da yayınlandı).

ayrıca serhat’ın 2/b 5z ile birlikte çalışmalarını yürüttüğü gruplardan nenni ise 1996’da kurulmuştur.

ayrıca serhat'ın yayınlamış olduğu fotokopi mecmuaları da bulunmaktadır.

http://rapidshare.de/files/44079764/2-5_BZ-Oriental_Peel_Session_II.rar.html

21 Ocak 2009 Çarşamba

Adı Yok Kendi Var - Şenol Erdoğan / 19-31 Ocak 2009 [Mekan: Kargart-Kadıköy]



Yine mi 68 Bebek ya da Yeni Bir strateji Yok mu?Yıldönümleri zamanın yıpratan izlerini bir nebze hafifletirken, geçmiş dediğimiz ayna yardımıyla geleceğe ışık tutma çabalarımızı da içine alır.


Muhafazakar nostaljik artı-keyiflerin peşinde koşmayan eleştirel teori; bu güne dünden, yarına bu günden ve hepsine gelecekten dönen Gerçek’e dair bilginin peşindedir. Uyanık, kahince bu arayış, geçmiş unutulmuş insanlık anlarına dair kıyamet sezgilerini de kelimenin en Benjaminci anlamında içinde taşır…

Yıl 2007; Punk’ın 3o’uncu, Che yoldaşın katlinin 40. yıl dönümü… Yıl 2008; Mayıs ayaklanmasının 40.yıldönümü…
Geçmişin devrimci anlarına kaplan sıçrayışları yapamazken, bu günün teorisine dair devrimci bir silaha çeviremezken, kimse ölmek-öldürmek,yıkmak-yıkılmak istemezken. Herkes hırs, ego, sürekli gençlik, güç, para, şöhret peşinde koşarken. Gösteri kendisine karşı her şeyi bir nesneye çevirmiş ve her şey tüketilirken. Viet-Kong, General Giap, Ernesto Che birer sembol, 68 cool ve her şey birer markayken.
68’den 69 yapılabiliyor,1984 değil ama cesur yeni dünya günlerinde…Sistemin hazzı yasaklamasına gerek yok, arzunun bozuk para gibi harcandığı yerde. Her şey satılık.
Hey; duydunuz mu, her şey satılık,tin bile!

15 yaşında Che tşortü giymiş,aygında converse, zulasında cigara gizli gence kızamıyoruz ama çok değil az ötede Alexis kardeş ölebiliyor umarsız, çığrından çıkmış bir mayıs günü gibi…

Post-Modern Çağların Semtnomu Olarak Nostalji

Post-modern kültür, retro ya da nostaljinin patlama anı olmuştur. Sürekli bir büyüsel geçmişe döngüsel bir zamana hap solmuşuzdur. Gelecekten bir beklenti şansı yoktur, hatta gelecek şu an çoktan tüketilmiş hiç yaşanmayacak, boğucu bir şimdi’den ibarettir.
Kültleştirilmiş bir eskiye sürekli zaman yolculukları yaparken sürekli sayıklamalıyız: ah o güzel günler, düşler…

Geçmişe dinsel bir kült değeri atfederken aynı zamanda kösnül bir erotizmi de gark etmekten geri durulmaz. O’geçmişte tüm penisler erekte ve tüm vajinalar ıslaktı. Bu sayede sadece geçmiş düşünülüp; özgürce mastürbasyon yapılabilir,geçmişin ağır yükü altında herkes kendi iç uzayına hapis, kösnül tatmin olma fantazyaları kurabilirdi. Tıpkı sistemin ürettiği ara yüzeyler, siber-uzay gezintileri sanal gerçeklik gibi.

Deniz ve arkadaşları iyi insanlardı, çünkü onlar kimsenin canını almamışken idam edilmişlerdi. Mahir ve arkadaşları kötüydüler, çünkü onlar can verir gibi can da almayı bilmiştiler. Yeni-düşün sisteminin bize sunduğu kodlar vardı sadece, melekler ve şeytanlar, düşkünler ve azizler.

68 hoş bir eğlenceydi; sex, drugs and rock’n roll… Hippyler ve junkler, gurupiler ve Andy Warhol. Herkes 15 saniyeliğine meşhur olabilir, Godard ise sadece tefekkürcü bir tarikat.

Punk mı? İstiklal caddesinde, Kızılay da yada Kıbrıs Şehitleri caddesinde, 1977 yılından bir punk’ı zaman makinesi ile ışınlasak sanırım ’vay be’ derdi; ‘no future-dedik ama yanlışmış. Sokaklar artık punkların’.

Punk’ı ruhunda, bedeninde yaşayan gençler bu günlere gelmeden ebediyet ile çoktan buluşmuşken, madam Westwood o yağmurlu 77 mayısından, bu günün ışıltılı dünyasına gelebilmişti. Punk içi boş bir şekil üzerinden bir endüstriye dönerken; sevgili bay burjuvazi muhalif her durumu kendi ırmağına doğru döndürme de ustalığını konuşturuyor. Gösteri kazanmaya devem ediyor,bizler oyunun anlamını yitirmişken…

Ölen bir devrimciyi önce ikona, hemen ardından her zaman hedef kitlesi geniş bir tüketim nesnesine çevirebilme gücü de, Marx’ın devrim yapmadan duramaz dediği burjuvaziye ait. Katledilişinin 40. yılında Che’nin hayaleti her kesimin sömürdüğü bir nesne halinde dolaştırılmak isteniyor şu köhnemiş dünyada. Küresel kapitalizme söyleyecek sözü, yapacak muhalefeti olmayanlar Che adına binlerce etkinlik, ürün ortaya atıyorlar.

Che’nin katlinin kuşkusuz en büyük artçı sarsıntısı 68 Mayıs’ında bir çığlık olarak kopmuştu. Kaldırım taşlarının altındaki kumsalı düşleyebilen barikatların gençlerinden; 2008’nin güncel sanat istismar dünyasına bakmak bile yanlış olacak. Marksist iddialı Bianeller görmek varmış serde, Brecht’in dediği gibi’ ne yazık ki onlara kahramanlara ihtiyaçları var’.

Büyük söylemlerin ölümüne halaya duranlar, kentsel dönüşüm projelerine karşı medyatik-gerilla savaşları(!) açıp ruhsal dönüşümün tahribatlarını es geçenler , salt gerçekçi olup imkansızı unutanlar; geçmişin ‘o’ güzel günlerine karşı koca bir 31 çekiyorlar. Sokağın sanatçıları kültür endüstrisine sövdükçe onlar üzerlerine alınıyorlar, gösteri olmadan varlık gösteremeyecekleri bilinciyle.

Bir Sergi ne Başarabilir?

Önümüz de post-Situasyonist bir sergi var. Sanırım bu ülkedeki ilk post-situasyonist sergi. Sonuçta; Kasım 2008’deki benim de aktivistlerinden biri olduğum ‘bu bir situasyonist sergi değildir’ etkinliği , Situasyonist Enternasyonel’e avant garde gelenek ile sokak sanatının birleştiği bir yerden bakıyordu. Situasyonist ya da post-Situasyonist bir iddiası yoktu.
Oysa Ş.E ya da new media theory grubunun sergisi salt saptırma ve çalıntılama cephanelerinden oluşarak bu güne dair post-Situasyonist bir söylem ve imge üretiyor. Sonuç cüretkar, isyankar ve prokavatif bir söyleme sahip bir iş ortaya çıkıyor. Oluşturulan kolajlardaki dil ile onlar eşlik eden metinler ister beğenin ister beğenmeyin bir uyum içinde. Böylece liberter bir dil ile geçmiş ve gelecek, gösteri ile kanıksama, sözde solun reformizmi ile çalınan arzuların taşıdığı potansiyel ameliyat masasına yatırabiliyor.

Teknokratik tüketim toplumuna karşı doğalın nefesi, sözde dini temelli iktidarın söylemine karşı ontolojik bir inanç, ah o güzel günler nostaljisine karşı yeni söylemler ortaya konabilmiş. Ortaya konan işlerde, estetik bir çabaya girilmemiş olmasını boş verin, zaten yıllardır güncel sanat adına aynı kitsh bulamacını tüketmemizi istemiyorlar mı?

Yaşadığımız bu ülkede bu güne dair sorgulamalara girmek ve oradan geçmişin retro keyfine değil, geleceğin otonom, lidersiz alanlarına dair cümleler, imgeler üretmek. Çalıntılama ve saptırmadan yola çıkıp, yaşadığımız güne dair provakatif, porno-politik bir söylem üretmek, işte bu sergi bunu başarabilir!

18 Ocak 2009 Pazar

Heima - A Film by Sigur Ros



Orijinal Adı: Heima: Sigur Rós
Senaryo: John Best, Dean O’Connor
Görüntü Yönetmeni:Alan Calzatti
Kurgu: Nick Fenton
Oyuncular: Jon Thor Birgisson, Orri Pall Dyrason, Georg Holm, Kjartan Sveinsson
Yapımcı: John Best, Dean O’Connor
Prodüksiyon Şirketi: Klikk Films, EMI Records

Geçtiğimiz yıl, İzlanda yazının sihirli saatlerinde, Sigur Rós grubu ülkesinin farklı köşelerini dolaşarak bir dizi konser verdi. Müzik kariyerlerinin en büyük ve en küçük konserlerini kapsayan bu turun tamamı filme çekildi ve bugün bizlere dünyanın en utangaç ve belki de en az anlaşılan gruplarından bir tanesini kendi doğal ortamlarında izleme şansını veriyor. Dünyada büyük ses getiren ‘Takk…’ albümleri için çıktıkları bir yıllık dünya turundan sonra gelen İzlanda turu, ücretsizdi ve birçok yerde önceden duyurulmadan yapıldı. Terk edilmiş balık fabrikalarında, küçük sanat mekanlarında, ücra yerlerdeki salonlarda, ağaçlık alanlarda ve karanlık mağaralarda verdikleri bu konserlerle Sigur Rós, İzlanda’nın farklı insanlarına ulaştı; gençler, yaşlılar, hayranları ve onlara şaşkınlıkla bakanlar kulaktan kulağa yayılan haberlerle konserlere geldiler. Sigur Rós’un müziğinin geldikleri yerle olan ilişkisi aşikar; ‘Evde’ ya da ‘anavatan’ anlamına gelen Heima, bir Sigur Rós albümü kadar özgür ve büyülü bir film.

http://rapidshare.com/files/76400789/tnan-heima-xvid.part1.rar
http://rapidshare.com/files/76400872/tnan-heima-xvid.part2.rar
http://rapidshare.com/files/76400937/tnan-heima-xvid.part3.rar
http://rapidshare.com/files/76401011/tnan-heima-xvid.part4.rar
http://rapidshare.com/files/76401073/tnan-heima-xvid.part5.rar
http://rapidshare.com/files/76401127/tnan-heima-xvid.part6.rar
http://rapidshare.com/files/76401179/tnan-heima-xvid.part7.rar

Türkçe Altyazı:

http://www.divxplanet.com/sub/s/85827/Heima.html

The Short Films of David Lynch



Türkçe altyazısı dosyanın içersindedir.

http://rapidshare.com/files/133402053/hoilmavnch.part1.rar
http://rapidshare.com/files/133405126/hoilmavnch.part2.rar
http://rapidshare.com/files/133408193/hoilmavnch.part3.rar
http://rapidshare.com/files/133411348/hoilmavnch.part4.rar
http://rapidshare.com/files/133414511/hoilmavnch.part5.rar
http://rapidshare.com/files/133417320/hoilmavnch.part6.rar
http://rapidshare.com/files/133418808/hoilmavnch.part7.rar

Kadıköy Underground Poetix-KUP---Eski Sayılar



Bilenler bilir, kadıköy Underground Poetix şu anki matbuu şekli ile basılmazdan önce, "limited edition" şeklinde, risale modunda, her sayısı farklı sayıda fotokopi ile çoğaltılıp, 100 - 150 aralığında - çeşitli kitapevlerine ücretsiz olarak bırakılan bir kültür nesnesiydi.

Aşağıdaki linkte bu nesnenin çeşitli sayılarını bulabilirsiniz.

http://www.zshare.net/download/54950386ea4ce9fa/

10 Ocak 2009 Cumartesi

Allen Ginsberg - First Blues 1971-83 [1983]



Disk: 1
1. Going To San Diego
2. Vomit Express
3. Jimmy Berman (Gay Lib Rag)
4. NY Youth Call Annunciation
5. CIA Dope Calypso
6. Put Down Yr Cigarette Rag
7. Sickness Blues
8. Broken Bone Blues
9. Stay Away From White House
10. Hard-on Blues
11. Guru Blues

Disk: 2
1. Everybody Sing
2. Gospel Nobel Truths
3. Bus Ride Ballad To Suva
4. Prayer Blues
5. Love Forgiven
6. Father Death Blues
7. Dope Fiend Blues
8. Tyger
9. You Are My Dildo
10. Old Pond
11. No Reason
12. My Pretty Rose Tree
13. Capitol Air

Personnel:

Allen Ginsberg: vocals, harmonium, finger cymbals, song sticks
David Amram: French horn, flute, recorder, piano, hi-hat
Perry Robinson: clarinet,
Bob Dylan: guitar
Happy Traum: banjo
Jon Sholle: guitar, bass, banjo, ukulele, harmonizer, maracas, drums
Surya: zither; Moruga: drums
Arthur Russell: cello, tambourine
David Mansfield: mandolin, bass guitar, pedal steel guitar, violin
Stephen Taylor: recorder, guitar, conga
Peter Orlovsky: vocals

http://rapidshare.com/files/79461767/Allen_Ginsberg.part1.rar.html
http://rapidshare.com/files/79461905/Allen_Ginsberg.part2.rar.html
http://rapidshare.com/files/79461915/Allen_Ginsberg.part3.rar.html

9 Ocak 2009 Cuma

Derrida Belgeseli



Fransızca-İngilizce,
85 dakikalık Derrida belgeseli.

http://kc.vp.video.l.google.com/videodownload?version=0&secureurl=TgAAAMrRgnMfwLpwCOtZYjYfg6gHuaAmwe3pMpVbTtWZdBaP_Gs91G28RD93_-VSUkFhOC5jcA_1IM5IXUGF9PpIHEA04GaPCZUIOR3hLKB5V7bo&sigh=eQRI11I68iaivl4NycDvgVtyPk8&rdc=1

Noam Chomsky - " Rebel Without a Pause "



Günümüzün, yaşayan, en önemli entellektüellerinden kabul edilen Noam Chomsky' nin 11 Eylül saldırıları, ABD'nin terörle(!) savaşı, medya manipülasyonları, ABD'nin Irak işgali ve sosyal aktivizm konularındaki görüşleri üzerine hazırlanmış bir belgesel.

İngilizcedir.

http://rapidshare.com/files/142550767/NCRWAP.part1.rar
http://rapidshare.com/files/142553866/NCRWAP.part2.rar
http://rapidshare.com/files/142556916/NCRWAP.part3.rar
http://rapidshare.com/files/142559989/NCRWAP.part4.rar
http://rapidshare.com/files/142563219/NCRWAP.part5.rar
http://rapidshare.com/files/142566294/NCRWAP.part6.rar
http://rapidshare.com/files/142568838/NCRWAP.part7.rar

6 Ocak 2009 Salı

Gemide



filmde denizden kum çıkartıp bunun satışını gerçekleştiren bir şirkete bağlı gemilerden birinin kaptanı (erkan can) ve tayfasının istanbul semalarında yaşadıkları anlatılıyor.

"kamil, düzen bozuluyor kamil..."

http://rapidshare.com/files/80134168/GEMIDE_1999.part1.rar
http://rapidshare.com/files/80141770/GEMIDE_1999.part2.rar
http://rapidshare.com/files/80149083/GEMIDE_1999.part3.rar
http://rapidshare.com/files/80156863/GEMIDE_1999.part4.rar
http://rapidshare.com/files/80164251/GEMIDE_1999.part5.rar
http://rapidshare.com/files/80171622/GEMIDE_1999.part6.rar
http://rapidshare.com/files/80177880/GEMIDE_1999.part7.rar

4 Ocak 2009 Pazar

The Punk Years


10 cd'lik punk'ın belgesel tarihi,ingilizce...

A definitive history of the music that shook the world, looking at the origins and development of the punk rock movement as a social, historical, political and musical force. Achieved a record audience for Play UK on Saturday July 13th 2002.
The Punk Years celebrates punk as a valid musical genre in its own right, like jazz or blues or soul. Not only Play UK’s most watched series ever, it is also widely acknowledged by long term fans of the genre as the best-ever series about the music. Appreciative comment focused on the great cross-section of interviewees and the programme’s honesty and integrity in dealing with a highly contentious, and for many people emotional and exciting, art form.

Programme 1: Wham Bam Thank You Glam:

A look at the nihilist rock n’ roll forefathers of punk - Warhol & The Velvets, Iggy & The Stooges, MC5, Glam rock - Roxy, Bolan and Bowie - and the British Pub rockers and discover why they had such an impact on the young punks-to-be.

http://rapidshare.com/files/65589409/The_Punk_Years_01_-_Wham_Bam_Thank_You_Glam.part1.rar
http://rapidshare.com/files/65587027/The_Punk_Years_01_-_Wham_Bam_Thank_You_Glam.part2.rar
http://rapidshare.com/files/65587006/The_Punk_Years_01_-_Wham_Bam_Thank_You_Glam.part3.rar
http://rapidshare.com/files/65589612/The_Punk_Years_01_-_Wham_Bam_Thank_You_Glam.part4.rar
http://rapidshare.com/files/65590142/The_Punk_Years_01_-_Wham_Bam_Thank_You_Glam.part5.rar
http://rapidshare.com/files/65587414/The_Punk_Years_01_-_Wham_Bam_Thank_You_Glam.part6.rar

Programme 2: Year Zero:

New York’s punk scene developed from its roots in Warhol’s Factory and The Velvet Underground through to the New York Dolls and venues like Max’s Kansas City. We explore how the now legendary CBGB’s evolved into a seminal punk club, playing host to the likes of Patti Smith, Blondie, Television, Talking Heads and The Ramones and how the New York scene informed the nascent London punks.

http://rapidshare.com/files/65591820/The_Punk_Years_02_-_Year_Zero.part1.rar
http://rapidshare.com/files/65589344/The_Punk_Years_02_-_Year_Zero.part2.rar
http://rapidshare.com/files/65589342/The_Punk_Years_02_-_Year_Zero.part3.rar
http://rapidshare.com/files/65589311/The_Punk_Years_02_-_Year_Zero.part4.rar
http://rapidshare.com/files/65590283/The_Punk_Years_02_-_Year_Zero.part5.rar
http://rapidshare.com/files/65589239/The_Punk_Years_02_-_Year_Zero.part6.rar

Programme 3: 1977 Never Get To Heaven:

The British cultural revolution that defied authority and confronted the rock hegemony. This episode focuses on the rise of the Sex Pistols and other emerging British punk bands such as The Clash, The Damned and The Buzzcocks and the reaction their exhilarating music and confrontational behaviour received from the British public.

http://rapidshare.com/files/65768367/The_Punk_Years_03_-_1977_Never_Get_To_Heaven.part1.rar
http://rapidshare.com/files/65768405/The_Punk_Years_03_-_1977_Never_Get_To_Heaven.part2.rar
http://rapidshare.com/files/65768396/The_Punk_Years_03_-_1977_Never_Get_To_Heaven.part3.rar
http://rapidshare.com/files/65768408/The_Punk_Years_03_-_1977_Never_Get_To_Heaven.part4.rar
http://rapidshare.com/files/65768662/The_Punk_Years_03_-_1977_Never_Get_To_Heaven.part5.rar
http://rapidshare.com/files/65768363/The_Punk_Years_03_-_1977_Never_Get_To_Heaven.part6.rar

Programme 4: Take Three Chords:

Here we look at the myriad of bands that emerged taking punk’s Do It Yourself ethic literally. This episode also covers the fashion, music and graphics - looking at designers who developed the punk graphic style; fashion designers such as Westwood and not forgetting the birth of the fanzine culture.

http://rapidshare.com/files/65768965/The_Punk_Years_04_-_Take_Three_Chords.part1.rar
http://rapidshare.com/files/65768934/The_Punk_Years_04_-_Take_Three_Chords.part2.rar
http://rapidshare.com/files/65768999/The_Punk_Years_04_-_Take_Three_Chords.part3.rar
http://rapidshare.com/files/65768930/The_Punk_Years_04_-_Take_Three_Chords.part4.rar
http://rapidshare.com/files/65768960/The_Punk_Years_04_-_Take_Three_Chords.part5.rar
http://rapidshare.com/files/65769025/The_Punk_Years_04_-_Take_Three_Chords.part6.rar

Programme 5: A Riot Of Your Own:

An outraged cry against the rising right wing sentiment in the country and a counter to National Front marches, organisations like the Anti Nazi League and Rock Against Racism formed. The band leading the way in energising punk in a political sense was The Clash, who played an integral role in the Rock Against Racism movement (as did many other punk groups), taking the stage alongside groups like Aswad and further cementing the links between punk and reggae. Anarcho-punk bands like Crass also began to emerge, taking on board anti-nuclear and vegetarian causes in opposition to the right wing politics of Oi! Bands. We discuss the political confusion caused by the mass of ideas thrown into the air by punk.

http://rapidshare.com/files/66079809/The_Punk_Years_05_-_A_Riot_Of_Our_Own.part1.rar
http://rapidshare.com/files/66079846/The_Punk_Years_05_-_A_Riot_Of_Our_Own.part2.rar
http://rapidshare.com/files/66080146/The_Punk_Years_05_-_A_Riot_Of_Our_Own.part3.rar
http://rapidshare.com/files/66079849/The_Punk_Years_05_-_A_Riot_Of_Our_Own.part4.rar
http://rapidshare.com/files/66080831/The_Punk_Years_05_-_A_Riot_Of_Our_Own.part5.rar
http://rapidshare.com/files/66079709/The_Punk_Years_05_-_A_Riot_Of_Our_Own.part6.rar

Programme 6: Typical Girls:

Women were finally seen as equal in the punk movement. If you could pick up a guitar and play it - great. If you could sing and form your own band, even better. Women were finally getting a voice and not just as backing singers. We look at the women who rocked and discuss the great female punk performers - Siouxsie, The Slits, Pauline Murray, Poly Styrene, Debbie Harry and the seminal Patti Smith - and find out how true the idea that punk emancipated women from rock’s macho posturing really is.

http://rapidshare.com/files/66080153/The_Punk_Years_06_-_Typical_Girls.part1.rar
http://rapidshare.com/files/66080274/The_Punk_Years_06_-_Typical_Girls.part2.rar
http://rapidshare.com/files/66080308/The_Punk_Years_06_-_Typical_Girls.part3.rar
http://rapidshare.com/files/66080126/The_Punk_Years_06_-_Typical_Girls.part4.rar
http://rapidshare.com/files/66080145/The_Punk_Years_06_-_Typical_Girls.part5.rar
http://rapidshare.com/files/66080079/The_Punk_Years_06_-_Typical_Girls.part6.rar

Programme 7: Ridicule Is Nothing To Be Scared Of :

The fashion of punk was more important than the music according to some. The episode looks at Sex and Acme Attractions, the two leading shops competing with each other on the Kings Road, and the effect they had influencing punk clones across the country. This episode also looks at the importance of the punk picture sleeve and how the diy graphic designs of the time are admired today.

http://rapidshare.com/files/66080693/The_Punk_Years_07_-_Ridicule_Is_Nothing_To_Be_Scared_Of.part1.rar
http://rapidshare.com/files/66080705/The_Punk_Years_07_-_Ridicule_Is_Nothing_To_Be_Scared_Of.part2.rar
http://rapidshare.com/files/66080669/The_Punk_Years_07_-_Ridicule_Is_Nothing_To_Be_Scared_Of.part3.rar
http://rapidshare.com/files/66080671/The_Punk_Years_07_-_Ridicule_Is_Nothing_To_Be_Scared_Of.part4.rar
http://rapidshare.com/files/66080782/The_Punk_Years_07_-_Ridicule_Is_Nothing_To_Be_Scared_Of.part5.rar
http://rapidshare.com/files/66080576/The_Punk_Years_07_-_Ridicule_Is_Nothing_To_Be_Scared_Of.part6.rar

Programme 8: Punx Not Dead:

We look at some of the bands that were sniffed at by the punk elders for being cartoon-like; bands like Charlie Harper’s UK Subs, Sham 69, The Ruts, The Jam - but who dominated the late ’70s charts, as well as the different routes bands took as punk began to splinter.

http://rapidshare.com/files/66316801/The_Punk_Years_08_-_Punx_Not_Dead.part1.rar
http://rapidshare.com/files/66316877/The_Punk_Years_08_-_Punx_Not_Dead.part2.rar
http://rapidshare.com/files/66317113/The_Punk_Years_08_-_Punx_Not_Dead.part3.rar
http://rapidshare.com/files/66316924/The_Punk_Years_08_-_Punx_Not_Dead.part4.rar
http://rapidshare.com/files/66316886/The_Punk_Years_08_-_Punx_Not_Dead.part5.rar

Programme 9: Independents Days:

The post-punk period of ‘79 - ‘82 was a time when the provinces really did rise up and challenge the metropolitan monopoly over music and attempt to complete punk’s apparently failed musical revolution. Labels like Manchester’s Factory, Glasgow’s Postcard and London’s Rough Trade and Mute evolved during this time and took the means of production back from the multinationals. We look at some of the key players from this period.

http://rapidshare.com/files/66317242/The_Punk_Years_09_-_Indepedents_Day.part1.rar
http://rapidshare.com/files/66317187/The_Punk_Years_09_-_Indepedents_Day.part2.rar
http://rapidshare.com/files/66317263/The_Punk_Years_09_-_Indepedents_Day.part3.rar
http://rapidshare.com/files/66317148/The_Punk_Years_09_-_Indepedents_Day.part4.rar
http://rapidshare.com/files/66317427/The_Punk_Years_09_-_Indepedents_Day.part5.rar
http://rapidshare.com/files/66317068/The_Punk_Years_09_-_Indepedents_Day.part6.rar

Programme 10: California Uber Alles:

We look at how throughout the ’80s and ’90s, punk continued to influence music-making globally, but nowhere more so than America, through multi-million selling bands like Green Day and Offspring to the punk in contemporary acts from The Strokes to Limp Bizkit; The White Stripes to Blink 182.

http://rapidshare.com/files/66317497/The_Punk_Years_10_-_California_Uber_Alles.part1.rar
http://rapidshare.com/files/66317512/The_Punk_Years_10_-_California_Uber_Alles.part2.rar
http://rapidshare.com/files/66317481/The_Punk_Years_10_-_California_Uber_Alles.part3.rar
http://rapidshare.com/files/66317474/The_Punk_Years_10_-_California_Uber_Alles.part4.rar
http://rapidshare.com/files/66317491/The_Punk_Years_10_-_California_Uber_Alles.part5.rar
http://rapidshare.com/files/66317410/The_Punk_Years_10_-_California_Uber_Alles.part6.rar

1 Ocak 2009 Perşembe

Goddo Supiido yuu! Burakku Emparaa ( 1976 ) / Godspeed You! Black Emperor ( 1976 )


Hikaye: Japonya’daki Black Emperor adındaki motosiklet çetesi üzerine bir belgesel. Yönetmen Mitsuo Yanagimachi merkeze sürükleyici bir olay örgüsü yerleştirmek yerine, kamerasını çetenin gece gezintileri, toplantıları ve polisle tartışmaları arasında dolaştırıyor.
“Hiç izleyicim yok” diyor Mitsuo Yanagimachi bir röportajında. Her ne kadar daha ilk filmi olan “Godspeed You! Black Emporor”da (Goddo Supiido Yuu! Burakku Emparaa) ufak çapta bir sansasyon yaratmış olsa da. Bu son derece iddiasız düşük bütçeli filmi 1976’da Japonya’da beklentilerin üzerinde bir ilgi gördü ancak daha sonraki yıllarda bir daha su yüzüne çıkamadı. İsmini filmden alan Kanadalı post-rock grubu Godspeed You! Black Emperor sağ olsun, 2000’lerde bu kült filmin namı biraz daha duyuldu. Ancak yönetmenin sözleri hala isabet taşıyor. Keza “GY!BE”nin (bundan sonra yazıda filmin adı kısaltılarak kullanılacak) hayranlarından, izleyicisinden değil de filmi merak edenlerin, izlemek isteyenlerin sayısından bahsedilebilir olsa olsa. Tam da bir festival hitine dönüşebilecek yapısına rağmen “GY!BE” yaygın bir şekilde festival programlarında yer bulamadı.
VHS ve DVD formatlarında ise görüntü kalitesi ve altyazı hep bir problem oldu. Durum böyleyken namı kendisinden önce yürüse de “GY!BE”nin hala Japon sinemasının karanlıklarındaki yerini koruduğunu söyleyebiliriz.
Yönetmen Mitsuo Yanagimachi, kamerasını Japonya’nın yabancılaşmış gençlerine ve modern toplumda tutunamamış bireylerine çevirmeye 3-4 senede bir çektiği filmlerle devam etti. Adını en çok duyurduğu ve saygınlık kazandığı “Fire Festival” (Himatsuri) 1985 yılında Cannes Film Festivali’nde Batı izleyicisi karşısına çıktı. Filmin vasıfları karşısında şaşıran eleştirmenlerin övgüleri, “Fire Festival”in birçok ülkede daha festivallerde izleyici karşısına çıkmasını sağladı. Yanagimachi ardından 3 film çekse de 1995 yılında bir anlamda sinemaya küstü. Ancak 2005 senesi, yönetmenin “Who’s Camus Anyway” adlı filmiyle aynı formuyla geri dönüşüne tanıklık etti. New York ve Cannes festivallerinde adından söz ettiren film, Tokyo’da da En İyi Film ödülünü aldı.
Enteresandır ki, bu geri dönüşe ve gösterilen her filmi için hakkı ve çalışmasındaki saygınlığı teslim edilmesine rağmen Yanagimachi popüler kültür için bir cazibe yaratamadı. Benzer akıbeti yaşayan birçok yönetmenin filmografisi için retrospektifler DVD box set’ler basılır. Ancak Yanagimachi tuhaf bir şekilde hala “izleyicisiz” yönetmen olma özelliğini koruyor. Tam da bu yüzden “GY!BE”ne 1970’ler Japon sinemasından çıkan çılgın, tuhaf bir film muamelesi, tek atışlık bir kült adayı değil; nitelikli bir yönetmenin ilk filmi muamelesi yapmak uygun düşüyor. Nitekim “GY!BE” düpedüz bir auteur filmi.
Motosiklet çetesini konu alması, görüntülerini zaman zaman 1970’lerin psikedelya etkileşimli rock’n’roll beat müzikleriyle beslemesi beklentileri yanlış yönlendirebilir. Zira ‘60lar sonu ve ‘70ler Japon sineması çeteleri hikaye merkezine alarak erotizm ve aksiyon ağırlıklı sayısız istismar filmine sahne oldu. “GY!BE” tavır olarak bunların anti-tezi sayılabilir. Yanagimachi sinemasının manifestosu filmin aktörleri için kameranın varlığını yok edip sinemacının müdahalesini en aza indirgemek olarak özetlenebilir. Ona göre sinemacı, gözlemlemeli, öğrenmeli ve insanların yaşamlarını kaydetmeli. Yanagimachi’nin anlattığı yaşamları ve sunduğu görüntüleri, yargılamadan, mesaj vermeye çalışmadan, kategorize etmeden ve nihayetinde izleyicinin duygularını yönlendirmeden perdeye taşıma amacı güden sineması “GY!BE”de aynen mevcut. Film, bu çetenin mensubu olan gençlerin neden asi ve düzenin dışında bir hayat seçtiklerini indirgeyici bir yaklaşımla sunmuyor. Sadece ve olabildiğine gerçeklikle onların yaşamlarının arasına sokuyor izleyiciyi. Savaş sonrası Japonya’da savaşın trajedilerini yaşamış yetişkinlerle, kendini birden özgürlüğün, konformizmin ve popüler kültür fırtınasının kısacası hızla modernleşen bir toplumun ortasında bulan gençlerin arasındaki uçurum düşünülürse “GY!BE”nin estetik ve etik tercihleri daha da anlam kazanabilir. Bu yüzden Yanagimachi’nin yargı ve yaftalardan uzak duran sinemasal tercihleri bu gençler hakkında bilgi veren bir belgesel olmaktan itina ile kaçınıyor.
Hayli etkileyici olan yüksek kontrastlı siyah beyaz görüntülerden ve müzikten aldığı destek ile gençlerin hayatlarından sunulan kesitlerde yaşanılan halet-i ruhiyeyi izleyiciye geçirmek filmin tek derdine dönüşüyor. Yönetmen, tüm cinema verite taktiklerini öyle avangard bir tercihle buluşturuyor ki ortaya neredeyse sadece gece motosiklet kullanmayı “anlatan” ve başka hiçbir şey olmaya çalışmayan tuhaf bir film çıkıyor. Bu estetik ve politik tavır Yanagimachi’nin neredeyse tüm filmografisine uzanan bir olgu.
Film çekmeye çalışan üniversite öğrencilerini konu alan son filmi “Who’s Camus Anway” fikri de kendiliğinden oluşmuş. O sıralar Tokyo’da üniversitede ders veren yönetmen şöyle diyor: “Her gün 3 saat ders anlatmak insanı susatıyor. Tek başına içmek de oldukça yalnız ve mutsuz bir iş. Ben de dersten sonra öğrencilerle bir yerlere gitmeye başladım. Bir süre sonra doğal olarak arkadaşlık, seks, ebeveynlerle yaşanan problemler gibi birçok özel konuda konuşmaya başladık. Başlarda, bir film çekmeyi düşünmüyordum. Ve bu yüzden değil hoşuma gittiği için soru soruyordum”. Yönetmenin ancak onları tanıdıktan sonra film karakterlerine dönüştürdüğü hemen göze çarpıyor. “GY!BE”deki gibi sinemacının gerçeğe müdahale etmesini engelleyecek derecede varlığını unutturan bir yakınlık bu. Yanagimachi’nin sinema dili de bu yüzden en çok, filme alacağı karakterlerle vakit geçiren, onlarla beraber yaşamaya başlayan ve kameranın varlığını onlara unutturan sinemacının belgesel üslubuyla besleniyor. Bu tarz belgesellerde kameranın varlığının gerçeği ve insan davranışlarını değiştirip değiştirmediği, yönlendirip yönlendirmediği haklı olarak hep tartışma konusu olmuştur. Ancak, bu bağlamda Yanagimachi “GY!BE”de muazzam bir iş çıkarttığı söylenebilir.
Fransa’nın en saygın senaristlerinden Jean Claude Carriere (“Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği” ve “Teneke Trampet”ten hatırlanabilir) Sinemanın Gizli Dili adlı kitabında tarihi bir dönemin, gerçeğin filme alınmasının bir öykünme olduğunu ve izleyicinin bu konuda uyarıldığından bahseder: “Ne var ki, izleyici böyle bir uyarıyı unutmaya hazırdır ve görüntüler aklını başından alarak izleyiciyi kör eder”. Görüntüler çoğu zaman aklımızı başımızı alıp öyküleri gerçek gibi sindirmemize yol açıyorsa, “GY!BE” neredeyse bir anlamda tam tersini yapıyor. Yanagimachi öylesine kusursuz bir gerçeklik yakalıyor ki izlenilenler sahnelenmiş gibi geliyor. Kameranın sadece orada bulunduğuna inanmak bir yana filmin belgesel olduğunu unutup Marlon Brando’lu “The Wild One” ilhamlı bir Japon fantezisi izlediğinizi sanabilirsiniz. Gecenin karanlığının tüm kadrajı yuttuğu, araba farlarının ve sokak lambalarının gözü kör ettiği grenli 16mm görüntüler filmin izleyici üzerinde bıraktığı bu tuhaf etkinin başlıca kaynağı. Dahası çoğu kez yönetmen, karakterleri ve diyalogları bırakıp onları sarmalayan çevreyi sinematografinin merkezine yerleştiriyor. Ve “GY!BE” daha izlerken izleyicisini nedenini anlayamadığı bir şekilde yutan, içine çeken etkileyici bir filme dönüşebiliyor. “GY!BE” hem bu minör kült filmin çarpıcı etkisini merak edenler hem de es geçilmiş bu önemli yönetmenin üslubuyla tanışmak isteyenler için bulunmaz bir fırsat.
İngilizce Altyazı gömülüdür.
http://rapidshare.com/files/144501151/GYBE.1976.DVDRip.XviD.MP3.EngSub.part6.rar
http://rapidshare.com/files/144506239/GYBE.1976.DVDRip.XviD.MP3.EngSub.part7.rar

Once Upon A Time In Norway ( The Story Of Mayhem )


Karşımızda farklı bir belgesel var. Norveçli kült Black Metal grubu Mayhem’in tarihçesini anlatan bir belgesel. Grubun eski elemanlarından Manheim, Messiah; şu anki basçı Necrobutcher; Darkthrone’dan Nocturno Culto ve olayların içinde yer almış birkaç başka elemanla daha röportajlar mevcut. Belgesel grubun kuruluşuyla başlayıp Oystein Aarseth (Euronymous)’in öldürülmesi ile son buluyor. "Once Upon a Time in Norway" Norveç’te Black Metal'in ilk başladığı yıllardan, Mayhem ile yola çıkıp günümüze kadar gelen süreç hakkında detaylı bilgiler sunuyor.
Türkçe altyazı rar dosyası içindedir.